Kelimebaz 68 - Hoşbeş
Added 2021-05-12 17:00:05 +0000 UTC6 Ocak 2009
Nişanyan’ın sözlüğü yanlış yazmış, hoşbeş etmek deyiminin kökünde “hoş geldin beş geldin” gibi manasız bir tekerleme yok, zaten olamaz. Deyime en erken İbrahim Alaettin’in 1930 tarihli Yeni Türk Lûgati’nde rastladım. Bu demek değil ki daha önce böyle bir söz yok; belki var ama avam bulunduğundan ya da başka bir şeyin halk ağzındaki bozulması olarak kabul edildiğinden sözlüklerde yer verilmemiş. Buna karşılık Farsça hoş bâş ve hoş bâşed, yani “güzel ola, hoş ola” deyimi en eski dönemlerden beri Osmanlıca metinlerde geçiyor. Tıpkı hoş âmed (hoş gele) gibi kalıplaşmış bir kibarlık sözü. Hoşbeş etmek bundan türemiş olmalı.
Kürt bir okurum yazmış. Türk kültürünün bazı özelliklerinden acı bir dille şikayet ettikten sonra, hoşbeş sözcüğünün Kürtçe xweşbêj (hoş söyleyen, hoş konuşan) deyiminden türediğini savunmuş. Buna ihtimal vermiyorum. Dünyadaki tüm diller prestij ve statü bakımından “üstün” saydıkları dillerden kelime alır. “Aşağı” sayılan dillerden ancak birtakım “komik” argo terimleri ya da çok spesifik nesnelerin adları alınır. Türk toplumunda eğitimli kabul edilen zümrenin büyük bir çoğunluğu 900 yıl boyunca Farsça eğitimi aldı. Bu dilden gelen kelimeleri laf arasında kullanmayı “kültürlü” tavrın gereği saydı, cool buldu. O yüzden Türkçede en umulmadık yerlerde Farsça deyim ve kelimelere rastlamak normal. Buna karşılık Farsçayla akraba bir dil olan Kürtçeden, Türkçeyle daha yakın toplumsal teması olduğu halde, alınan kelime yok gibi bir şey.45
Bugün de düşünürseniz, yazımın arasına iki tane İngilizce kelime attırsam kimse yadırgamaz. Açıklamasız mesela Lazca yahut Ermenice bir kelime kullansam herkes ipin ucunu artık kaçırdığıma hükmeder.
-----------------
* Bu yazı Kürt okurlarım arasında yoğun tepkiye yol açtı. Günlerce aralıksız mail yağdı. Ana itiraz noktası şu: Farsça ile Kürtçede ortak olan kelimelerin Türkçeye Kürtçeden değil Farsçadan alındığı ne malum? Öyle demekle Türk okuryazar kesiminin önyargılarını yansıtmış olmuyor muyum? Ortalamanın çok üstünde kibar bir dille yazılmış eleştirilerden biri:
TV programlarında dilbilimciler çıkıp konuşuyorlar arasıra, süregiden siyasete paralel, işte efendim Kürtler yok, Kürtçe diye bir dil yok. Falan da filan. Şırnak’ta öğretmenlik yapan bir adamı da devleti temsilen programa çağırmışlar. Adam hararetle Kürtçe diye bir dilin olmadığını söylüyordu. “Ben kendimden biliyorum” tarzında cümleler kuruyordu. Meğer Erzurum Atatürk Üniversitesinde Fars Dili ve Edebiyatı okumuş. Sonra mektepten öğrendiği dile benzer bir dilin konuşulduğunu fark etmiş adamcağız, görev yaptığı okulda kasabada. Buna da Farsçanın bozulmuş hali diyordu. Bu adamcağız bu yalana inanmak zorunda. Başka türlü de meslek icra edemez ki. Sizin örnek verdiğiniz eğitimli zümre örneği bana bu adamı çağrıştırdı.
“Hem kim hangi dili daha aşağı gördüğü” de bir tartışma. Fıkra tadında bir olay anlatayım: Cizreli bir baba çocuklarıyla dertleşiyor, öğüt veriyor: tirkî jî zimane? Ar jî one deh jî one. (Türkçe de dil midir, un de ondur, on da ondur.)