SamSuka
Sevan Nişanyan
Sevan Nişanyan

patreon


Dünya ve ahiret

8 Temmuz 2009

On beş günden beri Toronto’nun varoşlarında bir yerde mahsurum. Türk basınını manşetlerden öte izlemeye fırsatım olmuyor. Dücane Cündioğlu’nun 28 haziran tarihli yazısını[1]bu yüzden fark etmemişim. Ondan habersiz, aynı konuya değinen bir yazı yazdım. Sanki Dücane Bey’in adını anmadan onu istiskal etmeye çalışırmışım gibi değerlendirenler oldu. Haşa öyle bir şey yoktur. Yanlış anlaşıldıysa özür dilerim.

Cündioğlu’nun yazılarını – temel varsayımlarını bazen paylaşmasam da – ilgiyle ve takdirle okurum. Fikirdaşlık bence o kadar da mühim değil: şu memlekette zekâyla ve yürekle yazan kaç kişi var ki “onun fikri bana uymaz” deyip harcama lüksümüz olsun?

Kiminin ilahi hakikat dediği şeye ben “mitoloji” derim belki. O da o kadar mühim değil bence. Köşeye sıkıştırıp soran olsa “mitolojik düşünce tarzı derin insanî hakikatleri ifade etmenin bir yöntemidir” deyip kaçıveririm, ne olacak?

*

Bu dünyanın ufkunun ötesinde duran Varlık veya varlıklar bana inandırıcı gelmiyor; kendimi bildim bileli de gelmedi. Dünyâ ne demek biliyorsunuz değil mi? Arapça edna’nın kıyas halidir, iki şeyden daha beride olanı demektir. Yani “bu taraf”, öteki değil beriki, çizginin bu yanı. Etiket isterseniz söyleyeyim, ben Dünyacıyım. Öte taraf dursun, BU tarafı biraz olsun anlasam kendimi mutlu sayacağım.

“Bütün haşmetiyle ve bütün zavallığıyla insan” demiş Cündioğlu. İşte o insan ilgimi çekiyor. Kendine bir kutsal yaratmak için verdiği binlerce yıllık mücadele bilhassa ilgimi çekiyor. O mücadelenin hikâyesini gaipten gelen sesler (ufuk ötesinden müdahaleler) farzetmeden anlamak ve anlatmak mümkün müdür? Hem mümkündür, hem daha ilginçtir ve daha dürüsttür sanıyorum. “Bütün haşmeti ve zavallılığıyla insan”ı anlamaya daha yatkın bir yoldur.

Ufkun ötesini bilen olduğunu sanmıyorum. O konuda söylenecek her söz sonuçta abesle iştigaldir. Haddini aşmaktır. O âlemin BU taraf üzerindeki gölgesini izlemek bana yeterince ilginç geliyor.


[1]Dücane Cündioğlu’nun 28 Haziran tarihli Yeni Şafak’taki köşesinde benim Paradise konulu birinci yazımı uzun uzun alıntılayan, fakat kendince “hakiki” İslami cennet kavramını algılayamadığımı ima eden yazısı:

Dün, Taraf gazetesinde Sevan Nişanyan’ın ‘Paradise’ başlıklı yazısına tesadüf ettim.

Hakikatle aramızdaki perdenin, onca çabalardan sonra incelir göründüğü anlarda bile birdenbire nasıl da kalınlaştığına değinmek için küçük bir fırsat olarak telakki ediyorum o masum yazıyı.

Dilin, muhatabına tam da gerçeği gösterecekken âniden bir oyun oynayıp gerçeği gizleyebileceğini iştikak oyunlarını tecrübe edenler bilir. Bu yüzden her defasında daha derine kazmak zorunluluğu vardır, hep daha derine...

Yarma teşebbüslerinin neticesinde elde edilecek yargılar, kocaman yarıklardan ziyade küçük çatlakların arasında da gizlenmiş olabilir.

Değil mi ya, hakikat sürprizden hoşlanır.

Nişanyan’ın kısa tedkikinin en büyük zaafı, kendisine Farsça, Yunanca, Latince silsilesini takibe izin vermesine, hatta Aramîce ‘gannetâ’ (cennet) köküne ulaşmasına yardımcı olmasına rağmen, elindeki kaynakların, Paridaezas’ın karşılığı olarak Kur’an’da geçen Arapça ‘Firdevs’ kelimesini görmekten kendisini mahrum etmiş olmasıdır.

Sayın Nişanyan “İslâmî mitolojiyi” (!) öğrenmeye vakit ayıramayabilir ama bari Arthur Jeffery’nin 1938’de basılan “The Foreign Vocabulary of The Qur’an” adlı kitabını el altında bulundursa! Tavsiye ederim, gerçekten istifadeye şâyândır.

İlgilisine büyük hatalar yaptırsa bile kesinlikle onu küçük hatalardan korur.

Lâtife yapmıyorum, küçük hatalar, ciddi araştırmacılar nezdinde, büyük hatalardan daha tehlikeli ve daha örseleyicidir.


More Creators